"orda" mı "orada mı", "burda" mı "burada" mı, "şurda" mı "şurada" mı, "nerde" mi "nerede" mi yazılır? Doğrusu nasıl yazılır? Hangi yazılışı doğrudur?


0 oy
Kategori: Hangi sözcük nasıl yazılır? § yeniokul
  

1 içerik

§ yeniokul içerik eklendi

orda orada

burda burada

şurda şurada

nerde nerede

Neden böyle?

Konuşurken neredeyse hepimiz gelen ek ile birlikte kökün ikinci sesli harfini yutuyoruz. Yani "Kedi orada mı burada mı? En son nerede gördün?" diye söylemek yerine "Orda mı, burda mı? Nerde?" diyoruz.

Türkçe konuşma dilinde kimi sözcüklerin ikinci ünlüsü, aldığı ekten dolayı düşer. (Ancak bu değişimin nedeni "ünlü (sesli) düşmesi" diye bildiğimiz dil kuralıyla karıştırılmamalıdır.

Bir başka başlık için de söylediğim gibi, Türkçe "konuşulduğu gibi yazılan" bir dil değildir. Hatta ilkokul sıralarından üniversite mezuniyet törenlerine kadar her törende göğsümüzü kabartan "dünyanın tamamı konuşulduğu gibi yazılan sözcüklerden oluşan tek dili" iddiasını çürüten bir sürü örnek var.

Elbette, dilimizin neredeyse konuşulduğu gibi yazıldığı doğru bir bilgi. Yine daha önceki başlıklarda da ifade edildiği gibi, bu durum yine de "Türk dilinin dünyanın en güzel dillerinden biri olduğu gerçeğini" silemez: "Çünkü konuşulan, yazılan, 'düşünen' her dil gibi" Türkçe de mükemmeldir.

Bunu anlamak için elimize cetvel, terazi almadan, sözlüklerinin ya da gramer kitaplarının hacmi, ya da yeryüzünde o dili konuşan insan sayısı ölçütlerine bakılmaksızın.  

Örnek kullanımlar:

Beni güya kandıracak, balkona saklanan kuzenim hakkında ileri geri konuşturacaklardı. Ben de orada burada hakkında çekinmeden söylediklerimi yeniden söyleyecektim. Bana ve saftirik kuzenime tuzak kuranlar da hem beni küçük düşürmenin keyfini, hem de kuzenimle aramızda çıkan cıngarı ağızları kulaklarında izlemenin zevkini yaşayacaklardı.

"Şurada otursana" diye, beni çekiştire çekiştire balkon kapısının yanına itelemeleri, çakan bir şimşek gibi, kurdukları tuzağın röntgenini görmemi sağladı. "Yok, ben nerede oturacağıma kendim karar veririm" deyip "haydi dediğiniz olsun, yine de en rahat yer burasıymış" bahanesiyle, tam da onların gösterdiği yere oturdum.

Artık kontrol bendeydi. Hemen soruyu patlattım: "Nilgün'ü gördünüz mü? Ben epey bir zamandır görmüyorum. Son zamanlarda ihmal ettim kızcağızı. Dayım da o kadar tembih etmişti 'birlikte hazırlanın da, bizimki de bir yerleri tuttursun üniversite sınavında' demişti, kendime çok kızıyorum" dedim. Bizim tuzak takımı, gözlerini dört açmış, ağzımdan dökülen incilere apışıp kalmışlardı.

İşte tam o sırada öldürücü darbeyi vurdum hainlere: "Sizlerden ne arkadaş olur, ne dost, ne de yoldaş. Yola çıkmak değil, tuvalete gidilmez sizinle. Ne istiyorsunuz ki Nilgün'den? Neden arkasından tezgah üstüne tezgah kuruyorsunuz? Bakın burada, onu her zaman ve her yerde savunan, arkasını kollayan bir kuzeni var, ama sizlerden, sizin gibi alçaklardan hain damgası yememek için, kendimi zor tutuyorum; yoksa gidip bir bir anlatacağım, başarısız olsun diye onun arkasından çevirdiğiniz dolapları!" 

Oynadığım öfkeye kendimi kaptırmış, yerimden kalkmıştım, artık avazım çıktığınca bağırıyordum: "Ne geçecek ha!? Ne geçecek elinize? Bu oyuna ne zaman son vereceksiniz!?!..." Odadan fırlayıp çıktım, ayakkabılarımı zorla giyip merdivenlerden yuvarlanır gibi indim aşağıya.

Bu satırları bir sokak lambasının altında, not defterime yazıyorum. Birazdan eve, yanlarına döneceğim sahte göz yaşlarımla. Bende bunlardan çok var, insanlar görmek istediklerinde gösteriyorum gözyaşlarımı, beni bildikleri gibi tanımaya devam etsinler diye.

Neden mi böyleyim? Hayat bana, eğer birilerinin kötü olması gerekiyorsa, erken davranmaya bakmamı öğretti de, ondan. Şimdi gideyim de, Nilgün'ün hışmına uğramış "dostlarımı" onun cadı ellerinden kurtarayım, tam bir baş belası olan dayımın kızı onların canlarına okumadan...

 

İlgili başlıklar

Bumerang - Yazarkafe


Başvuru Kaynakları Başvuru Kaynakları

Yandex.Metrica

...