"Mezopotamya" ne demektir? Mezopotamya neresidir? Uygarlık tarihi açısından önemi nedir?


0 oy
Kategori: Bilimsel ve Sanatsal Kaynak, Metin, ve Fikirler § yeniokul
  

1 içerik

§ yeniokul içerik eklendi

Yunanca "iki nehir arasındaki ülke" (mezo+potam+ia) demek olan Mezopotamya, bölgenin coğrafi yapısı temel alınarak iki bölgeye ayrılmıştır. Bunlar, "aşağı" ve "yukarı" Mezopotamya olarak tanımlanmaktadır.

İnsanlığın ortak birikimi olan tarihsel kültür ve tüm uygarlık birikiminin ortaya çıkışında katkısı vazgeçilmez öneme sahip bir uygarlığı da tanımlamak için kullanılır.

Basra Körfezi'nden Türkiye sınırlarına kadarki Irak bölgesi Aşağı Mezopotamya'ya dahil edilirken, yine Irak'ın orta kesimlerinden Anadolu'ya ve Güneydoğu Toroslar'ın güney kısmında uzanan alan Yukarı Mezopotamya sayılmaktadır.

Fırat ve Dicle Nehirleri, Mezopotamya Uygarlığı'nın can damarlarıdır. Bu iki nehrin taşıdığı alüvyonlu topraklar sayesinde tarım alanları bereketli topraklara dönüşmüş, bu toprakları ekip biçen insanların her yıl düzenli bir ürün almalarına imkan doğmuştur.

Dicle Irmağı'nın taşıdığı su yoğunluğu, Fırat Irmağı'nın taşıdığının iki katıdır. Fırat'ın yatağı fazla derin değildir, bununla birlikte kıyıları yüksek değildir ve bu sayede taşıdığı sular içinden geçtiği ovalara kolayca yayılmakta, bolluk ve bereket taşımaktadır. Fakat yine de her iki nehirde de en iyi verimi alabilmek için bu iki ırmak için önceden hazırlıklar yapılmalıdır. Her yıl mutlaka meydana gelen su taşkınlarının ne zaman meydana geleceğini hesaplamak, taşkınların yol açtığı su fazlasından yararlanabilmek için su kanalları ve bentler, setler inşa etmek gerekmektedir. Bu hesaplamaları yapabilen Sümerler, bu inşaatları yapmış ve bu sayede Fırat ve Dicle ırmakları boyunca kurdukları yerleşim yerlerini sulak alanlara çevirebilmişlerdir.

Ortadoğu'ya baktığımızda coğrafi anlamda merkezi bir yerde bulunan Mezopotamya, Fırat ve Dicle'nin sağladığı olumlu koşullar nedeniyle, öncelikle Asya başta olmak üzere pek çok farklı coğrafyadan yola çıkmış, kendilerine yeni bir yerleşim yeri arayan kavimler, insan toplulukları için cazip bir uğrak mekanına dönüşmüştür. Aynı cazibe, Arabistan'dan yola çıkan kabileleri de kendisine çekmiştir. Kuraklığın yol açtığı yıkımlar nedeniyle yollara düşmüş kabileler, ilk başta zengin ve güçlü Mezopotamya topraklarına doğru yola çıkmışlardır.

Bu göç dalgaları, Mezopotamya'da pek çok farklı insan topluluklarını bir araya getiren farklı ve zengin bir kültür yaratmıştır. Asya, Avrupa, Afrika Sami topluluklarından, Balkan, Kafkas, Helen ve Hint-Avrupa kökenli insan topluluklarına ve farklı pek çok kültüre, kaynaşmış olarak bu bölgede rastlamak mümkündür.

Bunun yanı sıra, olumsuz sayılabilecek bir yanı ise, Mezopotamya'da uzun süreli bir hakimiyet kurabilmiş sistematik devlet geleneğinin bulunmayışıdır.

Mezopotamya tarihi, kısa sayılabilecek süreler içinde ortaya çıkan, gelişen ve büyüyüp yayılan, sonra da yine başka devletlerin gelişme aşamasında yıkılıp ortadan kaybolan devletlerin tarihidir.

Ancak bu coğrafyada insan toplulukları arasında yalnızca kültürel, sanatsal, dini, ticari anlamda değil, askeri anlamda da bir "ilişki" "alışveriş" bulunduğu için her kültürün, ilişkili olduğu pek çok kültürle kaynaştığını, bir sentez oluşturup, oluşturulan bu yaratıcı sentezin tarih boyunca farklı pek çok kültür tarafından benimsenip sahiplenildiği görülmüştür.

Mezopotamya Uygarlığı'nın tarih sahnesine çıkan devletler, kendilerinden sonraki insanlığın yaşamında köklü değişimlere yol açan yeniliklere de imza atmışlardır.

Mezopotamya'nın bilinen en geniş ve kültürel anlamda en zengin devletleri, Sümerler ve Akadlar'dır. (...)

İlgili başlıklar

Bumerang - Yazarkafe


Başvuru Kaynakları Başvuru Kaynakları

Yandex.Metrica

...